27 Kasım 2011

Kaplumbağa Hikayesi

Bu yazı bundan tam 1 sene önce tanışmış olduğum sevgili kaplumbağama adanmış ve tüm kızıl yanaklı su kaplumbağalarının özgürlüğü adına yazılmıştır.


Sevgili Kaplumbağa'mı almadan önce herhangi bir hayvan beslemişliğim yoktu.
Sadece bundan 2 yıl öncesi, hediye gelmiş bir balığım vardı.

Kendisinin etçil, yırtıcı bir balık olduğunu öğrendiğimde işler daha da keyifli bir hal almıştı tabii. Onunla arkadaşlığımız 4 gün sürmüş, çok anı birikmemişti. Onu gömmek için yurdun bahçesinde, bir elimde kaşık ile toprağı eşelerken beni gören, n'aptığımı anlamaya çalışan güvenlik görevlilerinin bakışları kaldı aklımda sadece.


Aylar boyunca odada boş kalmış fanusa, yeni bir balık alayım bari diye gittiğim "pet shop" sahipleri bana kaplumbağa almamı önerdiler. "Bakımı çok kolay. Günde 2 yem at yeter. Sürekli suyunu değiştirmek lazım gelmez. Kirlendikçe değiştirirsin. Hemen büyümezler nasılsa. Yeni bir kap almadan şunlarda bakabilirsin rahatça." dediler ve sanırım ben de buna epey kandım. (Bu denmiş olanlara dikkat. Yazının sonunda hatırlayın bunları.)

Ardından yurda gelip, kabını yıkayıp kaplumbağamı yeni yuvasına yerleştirdim.
Onu aldığımda çektiğim ilk fotoğrafı var.


Ardından sevgili kaplumbağama sevgim her geçen gün artmaya başladı. Zira sen ne anlatırsan anlat seni dinliyordu. Anlattıklarını başkalarına anlatmayacak kadar güvenilirdi. Sonra beni eleştirip durmuyordu. Hoş, bunların hepsini iyi bir kaplumbağa olduğu için mi yoksa imkanları dahilinde bazı şeyler yer almadığı için mi yapıyordu bilinmez; ama özün sözü kendisi sağlam bir arkadaşımdı.

Kaplumbağam takla atıyordu benim! "Güvercin mi o takla atsın?" diyebilirsiniz ama atıyordu. Bir sürü de şahidim var.
Kendisi ilk dönem epey yadırgamıştı yerini sanırım. Sürekli kabından yukarı tırmanmaya çalışıyordu. Kendisi dik durabilmeyi becerebilmiş (iyi bir arkadaş olmanın yanı sıra) süper bir kaplumbağaydı.

İlk dönem kabının kenarlarına tırmanmaya çalışırken sürekli kabuğunun üstüne düşecek şekilde ters dönüyordu.

İlk başlarda çok paniğe kapılıyordum. Hemen ben düzeltmeye çalışıyordum. Sonra sevgili kaplumbağam ilk önce gerilip, sonra ellerini ayaklarını bir anda içine çekip, normal haline geri dönebiliyordu.

Bir de bana bakmam için verilmiş kabın tamamını doldurmamam, kaplumbağamın arada merdivenlerin üstünde de oturup dinlenmesi gerektiği tembihlenmişti. Oysa kaplumbağam sürekli sudaydı. 1 hafta geçmesine rağmen hala tepeye çıkmamıştı. Sonra bir deneysel çalışmaya giriştim. Yemini her seferinde daha yukarı koydum. Artık en tepeye koyduğumda oraya gidip alabiliyordu. Azıcık uzun sürdü ama sonunda hep suyun içinde kalmayı bırakıp, yukarıda da dinlenmeye başladı.

Aradan aylar geçmesine rağmen ona bir ad koymamıştım. Kaplumbağa diyordum. Kaplumbağa'mı gören tanıyan, herkes hemen sever olmuştu. Aile bireyleri bile benden çok onu sorar olmuştu. Memlekete gideceğim bir vakit "Hava soğuk yalnız, dikkatli gel" diyen babama "Baba sağlam giyinirim, korkma" deyince aldığım cevap aynen şu olmuştu. "Ben sana demedim zaten, Kapluş için dedim. Sen giyinirsin nasılsa. O n'apsın? Ağzı var dili yok hayvanın" cevabı olmuştu.

Bu arada ben kaplumbağamın canının sıkılabileceğini düşünerek arada gezdirmeye çıkarıyordum. "Azıcık büyüsün tasma takıp dolaştırırsın" diye geri bildirimler alıyordum.

Sürekli aynı yerde zaman geçmez diye onu arada derslerime bile götürüyordum.


Bölümdeki hocalarım, arkadaşlarım, personel de sever olmuştu. Hatta bir hocamın da kaplumbağası olduğunu öğrendim. Lakin o ben gibi yem atmak yerine, karides yavrusu ile besliyormuş. Aslında o dönem epey takılmıştı kafama bu.

Eve gidip aileme anlattığım zaman, aile bireylerimin gizlice kaba kadınbudu köfte attıklarını ve Kapluş'un da yediğini öğrendim. Tek düze beslememek lazım geri bildiriminden sonra ben de çiğ böreğimden ufak bir parça attım. Hakikaten de kıymayı epey seviyordu Kapluş. İştahı beni daha da mutlu ettiydi.

Yaklaşık 7 ay günlerimiz epey güzel geçti kaplumbağam ile. Kendisi en sağlam arkadaşım olmuştu. Fakat bir gün kendisinin hastalandığını fark ettim. Yemini yemiyor, eskisi gibi hareket etmiyor daha da kötüsü yan olarak yüzüyordu.
Yıllardır kaplumbağa besleyen bir arkadaşım ciğerlerini üşütmüş olabileceğini söyledi. Asıl gerçek ile aylar sonra yüzleştim ne denli sorumsuz olduğumu fark ettiğim bir gerçek oldu bu.

Kaplumbağalar plastik kaplarda yaşatılmamalıydı, hatta yurt dışında satışı yasak olan bu hayvanlar satın alınmamalı ve bu ticaretin önüne geçilmeliydi!

Ben her ne kadar yazıda bahsedildiği gibi geniş bir kap alıp, ona sağlıklı bir yuva hazırlama olayını gerçekleştirmeye başladıysam da artık geç kalmıştım. Zira epey hastaydı Kapluş. 1 ay deyim yerindeyse elimle besledim. İlk hafta yeminden ufacık bile yememişti. Her gün ufalayıp ellerimle yediriyordum onu. Gözümün önünde duruyordu sürekli. Her sabah uyandığımda "Daha mı iyi yoksa daha mı kötü?" diye bakıyordum kabına.

Son ay yine epey toparlandıysa da, acı çektiği belliydi. Sonra onu alışımın ay dönümünde benim şehir dışına çıktığım bir gün kendisinin aramızdan ayrıldığını öğrendim.

Çoğu kaplumbağa sahibi ancak 1-2 ay yaşatabiliyormuş zaten. Hayvan beslemek büyük sorumluluk. Hele de benim gibi sağlam bir arkadaşlığa dönüştüyse o vakit daha da zor oluyor.

Büyük akvaryumu memlekette bıraktım. Evdekilere istediği kişiye verebileceklerini, bir daha böyle bir hata yapmama niyetinde olduğumu belirttim. O günden beri kaplumbağa almaya niyetli herkese bu yazıyı okutuyorum.

Lütfen siz de okutun. Bir kişi bile almaktan vazgeçerse ya da kaplumbağasını özgürlüğe kavuşturursa bu epey iyi bir adım olacaktır.

Yaz tatilinde yemek yapmayı öğrenme sürecimde internette dolanırken bir blog yazarının tamamen iyi niyetli bir şekilde kaplumbağa aldığını gördüm. Ona da bu yazıyı yorum bıraktıktan bir süre sonra güncenin ve kaplumbağaların sahibinin yorumumu ciddiye alıp kaplumbağaları özgürlüklerine kavuşturduğunu öğrendim ve epey mutlu oldum. Hatta günce yazarından, yazımda bu olaydan bahsetmek için izin alırken tarihleri karıştırmışım. Kaplumbağamı alış ve ayrılış tarihini ama ajandama bakınca emin oldum tarihlerden.

 O vakit, yaz tatilinde denk geldiğim ve bir blog sahibinin su kaplumbağalarını doğal ortamlarına bırakmak ile ilgili şahane blog yazısı ve paylaştığı videosunu buradan paylaşarak, kaplumbağa almaya niyetli herkese bu yazıyı okutmanız dileklerimi tekrar tekrar sunuyorum.

2 yorum:

Spelunker dedi ki...

Hayvanların asıl yaşaması gereken yerlerin aslında evler değil doğal ortamları olduğunu anlaman biraz kötü bir yolla olmuş olsa da bunu anlamış olman güzel:) Aslında bu insanlar içinde geçerli. http://video.ntvmsnbc.com/#dogada-tek-basina-30-nisan-2011.html herkese bu videoyu izlemelerini tavsiye ederim.

Lipsum dedi ki...

Mağara kaşifi Spelunker, videoyu izledim sonunda. :)

Serdar Kılıç'a yaz tatilinde de denk gelip izlemiştim ama bu verdiğin link çok güzel oldu. Çok teşekkürler.

Tabii yazdıkların da. Hele insanların asıl yaşaması gereken yerler,evler ve doğa hakkında söylediklerine videodaki şu denilenler epey uygun olmuş;

"...Biz çocukluğumuzda hep böyle şeyler yapardık. Oysa ki şimdiki çocukların çoğu evlerinde vakit geçiriyor. Çocukluğumuzda biri dışarı çıkmadığı zaman, evinde kaldığı zaman annemize sorardık. Hasta mı acaba? Niye çıkmıyor? diye. Herhalde şimdi bütün çocuklar hasta, herkes evinde zaman geçiriyor.

...Şimdiki hiçbir çocuğun ağaca çıkmak gibi bir zevki de kalmadı artık. Onları yeniden doğaya getirmenin, onları tekrar doğa ile buluşturmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor. Hem doğanın geleceği için, hem kendi geleceğimiz için."

Tekrar tekrar teşekkürler.

Yorum Gönder

 
back to topEN YUKARI ÇIK